Yeni Bir Çevreye Girmek: İlk Aylarda Neler Yaşanır?
Yeni bir şehir, yeni bir iş ya da yeni bir topluluk. Kurulu bir düzene sonradan dahil olurken yaşanan zorluklar ve işe yarayan alışkanlıklar.
Nehir Soydan 4 dk okuma
Yeni bir şehre taşınmak, iş değiştirmek, okula başlamak ya da uzun bir aradan sonra sosyal hayata dönmek birbirinden farklı olaylardır; ancak hepsi aynı duyguyu üretir. İnsan, kurulu bir düzenin içine sonradan giren kişi olduğunu hisseder. Herkesin birbirini tanıdığı, esprilerin yarısının anlaşılmadığı, oturma düzeninin bile önceden belli olduğu bir ortamda kendini fazlalık gibi görmek son derece yaygındır.
İlk haftaların yanıltıcı fotoğrafı
Yeni bir çevreye girildiğinde zihin, eldeki az veriyle hızlı hükümler kurar. "Burada kimse benimle ilgilenmiyor", "Bu insanlar soğuk" ya da "Ben buraya uymuyorum" cümleleri genellikle ilk iki hafta içinde üretilir. Oysa bu dönemde toplanan veri son derece yetersizdir. Gruplar, yeni gelen kişiye karşı isteksiz olduğu için değil, mevcut düzenin rutini kendiliğinden döndüğü için hareketsiz görünür. Kimse kötü niyetli değildir; sadece kimsenin aklına, alışkanlıklarını yeni biri için değiştirmek gelmemiştir.
Bu yüzden ilk haftaların fotoğrafına bakıp karar vermemek gerekir. Bir çevreye gerçekten yerleşmek, çoğu insanda aylarla ölçülür. Bu süre kişiye göre değişir ama beklentiyi baştan doğru kurmak, gereksiz hayal kırıklığını önler.
Tekrarın gücü
Yakınlığın en güçlü kurucusu etkileyici bir sohbet değil, tekrardır. Aynı kişiyle her sabah aynı koridorda karşılaşmak, aynı masada üç kez oturmak, aynı saatte çay almak; bunların hepsi tanıdıklık üretir. İnsanlar sık gördükleri kişileri daha güvenilir bulmaya eğilimlidir. Dolayısıyla yeni bir ortamda yapılacak en akıllıca hamle, büyük bir çıkış yapmak değil, düzenli biçimde ortalıkta olmaktır.
Buna bağlı ikinci ilke, ilk davetleri reddetmemektir. Yeni bir çevrede gelen ilk çağrılar genellikle nazik birer yoklamadır. Birkaç kez geri çevrilen kişi, istemeden de olsa listeden düşer. Yorgun olunsa bile kısa süreliğine katılmak, sonraki davetlerin devamını sağlar.
Kendini tanıtmanın ölçüsü
Yeni ortamlarda iki uç sık görülür. Kimi kişi görünmemeyi seçer, kimi de kendini fazlasıyla anlatır. İkisi de aynı kaygının farklı yüzüdür. Sağlıklı olan orta yol, sorulan sorulara açık ama abartısız cevaplar vermek ve karşı tarafa da benzer sorular sormaktır. İnsanlar kendilerini dinleyen kişileri hatırlar; anlatılan hikâyeleri değil, dinlenildikleri anı akılda tutarlar.
Ayrıca yeni bir çevreye girerken geçmiş çevreyi sürekli örnek göstermek, farkında olmadan mesafe yaratır. Eski işin, eski şehrin ya da eski arkadaşların kıyaslanarak anlatılması, karşı tarafa "burayı beğenmiyor" mesajı verir. Kıyas yerine merak, çok daha hızlı kapı açar.
Bir kişi yeter
Yeni bir ortama alışmanın en pratik hedefi, bütün gruba dahil olmak değil, tek bir bağ kurmaktır. Bir kişiyle kurulan gerçek ilişki, geri kalan herkese açılan kapıdır. Çünkü o kişi hem ortamın yazısız kurallarını anlatır hem de sohbetlerde doğal bir köprü işlevi görür. Herkesle iyi geçinmeye çalışan biri çoğu zaman yorulur; birkaç kişiyle sahici bir ilişki kuran ise kalıcı olur.
Yalnızlığı geçici saymak
Bu dönemin en zor tarafı, akşamları eve dönüldüğünde hissedilen boşluktur. Gün içinde onlarca insanla konuşmuş olmak, o boşluğu doldurmaz; çünkü tanıdıklık ile yakınlık farklı şeylerdir. Bu his geçicidir ve zaman içinde kendiliğinden hafifler. Bu süreçte eski bağları tamamen bırakmamak da işe yarar. Uzaktaki arkadaşlarla düzenli iletişim, yeni çevrede daha rahat davranmayı sağlayan bir güven zemini oluşturur.
Bu dönemde işe yarayan bir başka yaklaşım, katılmak için hazır olmayı beklememektir. Çoğu insan, kendini yeterince rahat hissettiğinde sosyalleşeceğini düşünür. Oysa rahatlık katılımdan önce değil, sonra gelir. Tedirginken gidilen üç etkinlik, aylarca beklenen o hazır hissinden çok daha hızlı sonuç verir.
Katkı sunmak da tanınmayı kolaylaştırır. Bir işte yardım etmek, kimsenin üstlenmediği küçük bir sorumluluğu almak ya da bir konuda bilgi paylaşmak, kişiyi ortamın doğal bir parçası haline getirir. İnsanlar, kendilerine bir şekilde faydası dokunan kişileri çok daha çabuk sahiplenir.
Yeni bir çevreye girmek beceri meselesinden çok sabır meselesidir. Ortama uygun bir kişilik icat etmeye çalışmak yorucudur ve genellikle ters teper. Bunun yerine düzenli görünmek, gelen davetlere karşılık vermek, merak etmek ve zamana alan tanımak yeterlidir. Birkaç ay sonra dönüp bakıldığında, en başta yabancı gelen o koridorun ne zaman tanıdık hale geldiğini hatırlamak bile mümkün olmaz.